28 Haziran 2010 Pazartesi

HZ. MEVLANA ..

Hz.MEVLANA
Hz.Mevlâna Celaleddini Rumi 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisin de yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir.
Yaklaşık 1040 lı yıllarda Horasan Tuğrul ve Çagrı beyin yani Selçukluların hakimiyeti altına geçmiştir.Horasan bir Türk şehri olmuştur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır.Konya o devirde Selçukluların başkentidir. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.
Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
Bu nu bazıları yanlış anlamış tekrar dünyaya gelmek anlamında yorumlamıştır Mesnevilikte ölümden sonra tekrar bir başkası olarak dünyaya gelmek diye bir saçmalık yoktur.
Kim olursan gel ……felsefesi Müslüman olduk tan sonra gel , yoksa Ota, Maymuna inan da gel degildir.
Meslevilikte sema bir tür ayin dir ama bu bir ibadet degildir kimse bunu yanlış anlayıp namaza,oruca gerek yok diye algılamasın.
Bir rivayete göre Hz.Ebubekir sevindigi bir anda Allaha şükür etmek için ellerini semaya açıp kendi etrafında dönmüştür bu sema da ondan kalmıştır.En dogrusunu Allah bilir.(Kaynak Faruk Hemdem Çelebi) Hz.Mevlananın 22.kuşak torunu.
Mesneviligi Hz.Mevlana nın ölümünden sonra oglu Sultan Veled kurdu.
Türkiyede Aile kütügü tam olarak bilinenen eski iki aile vardır, biri Osmanlı ailesi digeri Çelebi ailesi yani Hz.Mevlananın ailesi dir.
Çelebi demek: efendi, nazik ,kibar ,okuma yazması olan, kişi demektir bu bir ünvan olarak kullanılmıştır.
Hz. Mevlana Türk müdür?
Mevlana arapça bir kelime olup Türkçe karşılıgı Efendimiz dir.
Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Rumi Rum diyarından olan demektir, Anadoluya eskiden Rum diyarı deniliyordu ve Anadoluda yaşayanada Rumi denilirdi..
Horasan 1040 dan sonra Türklerin hakimiyetine geçmiş ve Türkler toplu halde bu bölgelere yerleşmiştir.
Hz.Mevlana yaklaşık olarak 167 yıl sonra dünyaya gelmiştir ve dogdugu yer bir Türk şehridir.
Mevlevi tarikatı tam bir Türk tarikatıdır.
Hz.Mevlana nın Babası Belh den ayrılmış Selçuklu devletine gelmiştir demek oluyor ki ya Türk tü yada Türk leri çok seviyordu .
Hz.Mevlana nın Şiir leri Farsca dır ama bu onun Türk olmadıgını kanıtlamaz, çünkü o devirde edebiyatın zirvesi Farsçadır.Selçuklu ların devlet dili Farsca dır, konuştugu dil Türkçedir ama bu onların Fars oldugunu göstermez.
Şunu da belirtelim Hz.Mevlana nın bir Türk veya bir Afkan olması hiç bir şeyi degiştirmez o bir ırka sıgmayacak kadar büyük bir evliya ve Allah dostudur.

Hiç yorum yok: