12 Aralık 2011 Pazartesi

bu haftaki köşe yazım..



DÜN-YAA !

Bir hafta daha geride kaldı..

Bazı zaman birimleri, diğerlerinden daha farklıdır..Benim için de öyle bir haftaydı bu..

Sevgili Tayfun Şahin ile tanışma fırsatı buldum ve kısa ama öz, koyuca bir sohbetin tadını çıkardım..

"Renkli ve farklı bir karaktere sahip", tanımlamasını kullanırız ya bazı insanlar için ; Tayfun Şahin bu kalıba " cuk " oturanlardan..

Çay, nescafe ya da soda içmedi mesela..Taze sıkılmış havuç suyu istedi :))
Biz ne içeceğimize kararsız kalınca da,bu dertten beni de kurtarmış oldu ve " karışık meyve kokteyli" ile işi çözdü:))

Sevgili Tayfun'un,ne içtiğini ne yediğini anlatacak değilim..Verdiğim örnekle " çözümsel,uyumlu ve nazik" oluşunu anlatmaya çalıştım..

Bundan yola çıkarak da, böyle bir adamın,hele ki bu saydığım sıfatlara sahip olan adam, bir yazar ise, sinema filmi gündemde olan ve peşinden koşulan bir Tekirdağlı yazar ise, kim olursa olsun ,Onu reddetmez ,değil mi ?

Yanılıyorsunuz..Benim gibi siz de..
Belediyemizce maalesef henüz kıymeti ya da " kim olduğu" bilinmemiş olacak ki, böyle bir redde maruz kalmış..

Bunu ve Tayfun Şahin'in birçok yönünü bu hafta gerçekleştireceğimiz özel söyleşide kendisi anlatacak,bizler de merakla okuyacağız..

Bu hafta, "farkındalık" ile ilgili, tokat gibi şok ve etkisi hızlı geçen eylemler değil de, "yavaş at" misali, ağır ağır süzülen ve her an " buradayım" diyen hissiyatlar ile mücadele verdim..

Nefs..Evet adı "nefs" olan ama hiç de "nefis " olmayan bi ne idüğü belirsiz zat ile sürekli çatışma halindeyiz..
Hangimiz değiliz ?
Hepimiz ?
Hiçbirimiz?..

Entellektüel adıyla "ego" olan bu eski isimli mazoşist ve nahoş zat,gölgemden bile önce gidiyor..
Bakın hele ukalaya,densize,kitapsıza !

İlacını biliyor, dozunu ayarlayamıyorum..Ya hep- ya hiç, diyen zavallı ruhuma günde 5 doz vermem gereken
" herşeyin ilacı" nı veremedikçe, bu zat, kendini bişey sanıyor da sanıyor..

Gelmiş,geçmiş,herşey birbirine karışıyor..Gerçekler hayal, hayaller gerçek oluyor.Gelmişine geçmişine..diye saydırmaya başladığımız an, işler daha da sarpa sarıyor..

İşler sarpa sarmıyor da, " sarpa sarmak" dile kolay,beyne kestirme geliyor..
Sarpa sardırdığım şeyler, yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak sorunsalıyla boy ölçüşür cinsten de değil..
Hoş, neyin boyunu ölçmem gerekiyor, boy ölçecek olanlar terzi değil mi, niye terziliği de öğrenmek zorunda bırakıyorum kendimi ; nefsim bundan çok hoşlanıyor..Nefsim için bu karmaşık hisler adeta bir " nutella" kavanozu, hem de kiloluk olanlarından..Öylesi seviyor, öylesi bayılıyor gidi kerata..

Dibini görmeden ve paçalarımı, işime geliyosa sıvayıp, işime gelmiyorsa sıvamadan dalıverdiğim bu "dünya" denen dipsiz deniz, işime gelmediğinde " kalleş", işime geldiğinde de" dünya varmış" oluyor..

Halbuki "dünya" ,sadece " dün yaa !!"..

Ve bu farkındalık, her an acıtıyor, her an iyi hissiyatları azaltıp,kötüleri çoğaltıyor..

Halbuki "farkında" olmamız gereken tek şey " ölümlü dün-ya" ise, bu nefs denilen zat, ne öldürüyor, ne güldürüyor..

Kafanız karıştı değil mi ? Sormayın, benim de ..

Bir başka düşündürücü etken, bu hafta, ben bu yazıyı tıkırdattığımda hala aynı şehirde, 10 dakikalık yol mesafesinde olduğumuz ama bu gece yola çıkacak olan, askere gidecek olan kardeşimle, daha doğrusu " ayrılık" eylemiyle yerle yeksan etti beni..

Burada, yanıbaşımızda olduğunu çok iyi bildiğimiz ama biraz uzaklaşacak olsa, bu ani gelişen acı ile dağıldığımız
"ayrılık" eyleminin ,sadece fiziksel bir ayrılık olduğunu iyice hissedip sindirdikten sonraki rahatlık,paha biçilmezdi..

Kardeşim,fiziksel olarak bir süreliğine " burada " olamasa da, buna çok üzülmeme, ağlayıp dertlenmeme gerek olmadığı kanısında beynim ve kalbim,hemfikir oldular nihayet..

Hani " kalbimizdeki, Yemen'de de olsa yakınımızdaydı " ?
Bunu savunmadım mı ben evvel-ezel ?

Allah'ın izni olduğu sürece, Yemende de olsa yakınımda olan sevdiklerim var, şükürler olsun..
Üstelik Yemen'de değil ya hu , o kadar uzakta değil :))

Hem artık öyle kanıksadım ki bunu, Yemen'de bile olsalar üzülmeyeceğim..Yemen'e kahve almaya gitti, ha döndü, ha dönecek, diyeceğim :)

Evet, bu özlem ve ayrılık ile ilgili görüşümün " fiziksel ayrılık" oluşunu da kendime kabul ettirdiğimi burada yazarak
bir nevi beyan ederek bildirdiğime göre, sözünden dönenin kaşığı kırılsın :))

Artık aksini düşünmem kabil değil. Burda söyledim paylaştım. Ağlamak yok, dua var, sonsuz sevgi var, her daim şükür var..

Hayırlı tezkereler kardeşim , vatan sana, sen Allaha'a emanet..

Her ana kuzusu, her bir asker; her bir gurbetçi, haddim olmadan,burda kalemime,duama "sesli" düşecek kadar yaktı bu kez içimi..

İyi haftalar Trakya..

Farkındalık, nefsle çatışma ve kimbilir daha nelerle karşılaşacağımız bir hafta daha bizi bekliyor..
ve ne mutlu ki, "herşeyin ilacı" parayla satılmıyor..

3 yorum:

Kemal Gürleyen dedi ki...

Nilay...seni neden özel bulduğumun yanıtını sanırım öğrendim...
Nefis bir yazıydı...
Hem çok gençsin...hem çok güzelsin...hem sarışınsın...peki bunlara karşın nasıl bu kadar kültürel ve edebi bir alt yapı oluşturabildin?..
Harikasın Nilay...
Bu dünya senin gibi ''GÜZEL İNSAN'' ların çevrelerine saçtığı pozitif yaşam enerjisiyle dönüyor bence...
Saygılar ve Sevgiler...

zoitsa dedi ki...

her hafta suratıma vurmak zorunda mısın gerçekleri.

gazel vakti dedi ki...

Kalemin çok kuvvetli. Harika bir anlatım tarzın var.