4 Mayıs 2012 Cuma

dengesiz denge / mümkansız




biliyorum, ilk kez bu tip postlar yazıyorum..
biten ürünler, kozmetik hede hödöler, genel günlük postlar vs dışında, tam da başlık bulamadığım ama aslında en çok yazmak istediklerim ara ara bu postlar olucak..


belki çok karmaşık bi hayatım var ,sade görünen..
belki çok zengin bir spesyalitem var; her türlü karmaşayı içeren..

mesela geceleri nerdeyse hiç uyumadığımı biliyo musunuz senelerdir?
kendimi, geceleri aslında ölüyken yaşıyor sandığımı..
ya da yaşıyorken ölmeye çalıştığımı..

herkes uyurken civardaki tüm ışıkları ezbere bildiğimi..
kimin namaza kalktığını sabahları,
kimin namaza değil nazara gelip hastaca yattığını..

hangi köpeğin hangi ağaç dibinde yattığını..
yıldızların konumlarını, ayın evrelerini, düşen yükselen voltajı, rüzgarda karşıki marketin panosunun çıkardığı sesi bulabilmek için kaç gece üç buçuk attığımı..

sabah çiy düşmeye başlarken bazen ,o soğuk dokulu ama sıcak kokulu nem ile yüzümü sıvazladığımı..
gün doğumunun,o yüzünü herkese göstermeyen tılsımlı evrelerini..

sütle pişirip bir kahveyi, beş sigarayı üstüste tellemenin entellektüel görünen ama dantel kadar etmeyen taşikardiyatrik inceliğini..

kimin hangi saatte çişe kalktığını, kimin bronşit olduğunu ya da öksürüğün tınısına ve tekrarına bakarak, sigaradan mı yoksa nemden mi olduğunu anlayabildiğimi.. işin tuhaf tarafı, bunların hiçbirini bile isteye değil tamamen sese olan korkusal duyarlılığım hasbiyle ezberlediğimi..

ahh bi de, ben yatarken kalkıp herkesin işe gittiğini ve kiminin arkasından sövüp kiminin arkasından dua ettiğimi..

bi eksik olan kulaklarımda, sevişme sesleri..
kimse sevişmiyor bizim apartmanda.
sevişilse, mümkünü yok duyardım..

bunca yakınken ben herkese, bunca biliyorken herşeylerini..
asla görmek istemiyorum kimseyi..
ve onlar hiç tanımıyorlar beni..
akşam kızgındı biliyorum üstteki-alttaki, uyuyamadı ya da hastaydı halbuki, bi tabak tatlı çıkarsam elime yapışmaz ama nefret ettiğim herkes gibiler bu
" yalnızlık emiciler"..
bugün elime yapışmayan yarın ota boka kapıma yapıştıkça kaçar olmuşum ben kendi asil ve mağrur yalnızlığıma..

en uçlarda kırılırken beyin kıvrımlarım, yapabileceklerime bikaç adım uzaktan bakıp selamlarken onları, sadece vernel kokusu ve saç maskesiyle kendimi tatmin ettiğimi..

yere düşen her toz zerresi ya da kırıntı, su damlası ya da saç teli..10 senedir beni "cinnete ramak kala" adlı nemfomanyak zaman birimine götürürken, aslında bunların hiçbirinin umrumda olmadığını ama bunları yapmayı kesersem,bu kapıdan,bu mahalleden,bu şehirden; bilinmez; belki bu ülkeden bile gidebilitem olduğunu..
sırf büyümemek için küçülmeye mahkum olduğumu..
büyürsem, başkaca küçüklerin vicdanını taşıyamayacak kadar büyük bir intihara saplanıp kalabileceğimi..

"sen" kelimesini kullanırken biçok kez benden bahsettiğimi..

bi çocuk yapacak "insanlığa" ne zaman erişebileceğimi hiç bilmediğimi..

yaşım rakamsal olarak arttıkça edebimin doğru orantılı şekilde ( tabii ki bi obeseyon için gayet orantılı) azaldığını..

sözün özü :
(sözün özü deyince de, hep bitki özlü hedehödüler geliyor aklıma :)


zoitsa : sen o ölmesin diye gitmiyorsun ama o sen gitme diye öl diyor..
nilmoon : bu,beni ya ünlü bi yazar yapar ya da mezar taşıma " erkenden öldü" yazar..


                                            ***************

bunun dışında ;
hergün yastıklarımı havalandırmaya devam ediyorum.
güneşte bişi bekletmediğim gün kötü hissediyorum.

sabaha doğru yat- 11 olmadan uyan- çayı koy- sigara yak-duşa gir- tüm obsesyonlarıyla adım adım ,biri şaştı mı kriz geçirdiğim banyo ritüellerimle bir saat vakit geçir-sigara yak- kahvaltı et ( mutlaka kızarmış ekmek) pc aç- çarsaf değiştir-yazışacaklarınla yazış- zoimgille ve annem dahil en çok 3-4 kafa ile kafa kafaya verip,dünün ve ya günün kritiği- bi paket sigara iç- kalk bi toz al bi süpürge aç ya da bi vileda çek sağlam!-  kılıfları makinaya atıp diğer günlük renklilerle hemen yıka amman sakın bekletme dolsun diye - acıktım ne yiycem diye iki saat kıvran - bu açlıkla gelen rutin başağrısını bertaraf etmek için ağrı kesici al- balkona iki kova su at- çamaşırları ser- yaz çiz konuş- akşam yemeği derdine düş- yemek akşamdan kaldıysa ektra sevin- ve saat akşam 20.00....................

bide maharetsiz olduğum sanılmasın diye dip not :
soslu sulu makarnalar, kuru domates ve taze sarmısaktan salatalar, kızarmış köy ekmeğine erimiş peynir emdirmeler, kemalpaşalar, kavurmalar yapıyorum..
annem bikaç gün yok, babamı besleme görevini üstlenmek istiyorum..kimse benim kadar takmıyor yemek meselesini..


bi ben mi bu kadar yalnızım da, ( seçilmiş yalnızlığına başkası sebep oluyormuş gibi bok atma efekti )
kimse yalnız kalmasın istiyorum ?

                                 

* yayınlaya niye basmıyon olum ? ! :)

2 yorum:

zoitsa dedi ki...

ne güzel anlatmışsın diyeceğim hiç uymayan bir ironi olacak..insanlar -ben dahil-hep mi maske takmak zorunda?niye ?kim için?
kendini anlattığın ender yerlerden biriyken burası biraz daha samimi oldu bu yazı..
not;bir daha beni öyle kampanya bekler gibi bekletme ağzını yüzünü !!!

zoitsa dedi ki...

Çok merak ediyorum kendimi
Başıma birşey mi geldi
Öldüm mü kaldım mı
Hiçbir haber yok kendimden

Bu sabah kapımı çaldım
Kapıyı açan kendim
Bir süre kendime baktım
Bu güleç yüz bendim

Oh ne güzel bir sabah
Bugün de yaşıyorum demek
Benden başka yok kimsem
Beni merak edecek...