29 Mayıs 2012 Salı

çok heyecanlı bi haber :)))

blogda güncelleme :

baklagillerden sonra.....şimdi de lokma döktüm..
ahahahaaaaaa..

taze demli çay, salkım dometes, biber, keçi ve inek peyniri, petek bal ve taze pişmiş mis kokulu çilek reçeli , köy incirinden top top incir reçeli , siyah ve yeşil zeytin eşliğinde sıcacık lokma / hamur kızartması yemek için blogumu izlemeye alın, her bi yerde duyurun :)))))

ahahahaha ..

asıl bombayı patlatmadım : organik sütten lor peyniri de  yaptımm.

ahahaaahahaaa..noluyo leynnnn :)))

hey adamım, derdin ne senin ? :)))))



bakla.. bi bak, la !


Sanki delirmenin esigindeyim
bos bombos gozlerine gomulmusum bir kopegin
misirlarin sut taneleri kestanelerin bademlerin
daha olgunlasmamis suyla susuzluk arasi
kayganliginda ariyorum kendimi
........
Ey yanginlarda patlamaya hazirlanan merak
ey icimi eksi sularda calkalayan bas donmesi
issiz ipissiz boslugu aysiz gecenin 
olumle yasamak arasindaki serit
naneler, kekikler, ebegumecleri ve
sifali bulutu kaynar kukurt deresinin 
cekiyor altimdan 
nemli dosegimi
...
behram


bu kadar mı beni anlatır bikaç dize ?

tamam kabul, yemeli-içmeli kısımları anlatıyor en çok..

haydaa, yemeli içmeli kısmı nasıl çıkartıverdin ordan demeyin iki gözüm.

mısırlar,kestaneler,bademler..naneler,kekikler,ebegümeçleri..hepsi ekilecek,biçilecek,toplanacak,ayıklanacak,doğranacak ve yemek olacak, hahajajajaa!

Allah sizi inandırsın, bugun yine bakla pişirdim.
tamam bundan sonrası okunmayacağı içün zaten yorum da yazan olmayacak..ben kendi kendime takılıyorum ,siz bi gidin makyajlı blogları,efendime söliyim ojeli blogları okuyun..

şuan kalkmaya mecalim olsa, bi soda açıp ( içine de iki limon dilimi ,iki yaprak nane fena olmazdı hani )
baklaya gark olan midemi rahatlatmayı ne çok isterdim ://
insan nasıl susar, çaysar,kahvesar..resmen baklam geliyor ; deyişik bişiy :)
yok yani ameliyat yerlerimde epey ağrı da var,
 bu mu dokunuyor ki sanmam ,bilemedim ,bu bakla aşkı hayrolsun !

işleri halledip boş kaldığım bi an içinde yükseliveriyor bu bakla duygusu..

evdeki son 750 gramı da pişirdim ve..
hadi utanmıcam anlatıcam.

tamam hepsini yedim ama asıl hayvansı nokta pişerken yemiş olmamdı..

şuan küçük bi porsiyon kaldı, onu da ,artık gece mi bastırır baklam, zabaanan mı; ona ayırdım..

tamam insan sebze sever, köyden geliyosa, tazeyse, çamuru pisliği yoksa zaten ballı ekmek kadayıfı ( olsa da yesek bunu da ) ..
lakin 3 gün üstüste birer tencere bakla pişirmek ve hepsini birer gün birer gün yemek nedir yani ?
kahvaltım soğuk bakla ve otlu patates salatası, öğlen ve akşam yemeklerim bakla !

bi saat önce de öyle oldu, ney oldu demeyin, baklam tavsadı, geligeldi ..
..birden hafif bir acıkma hissi ve "keşke pişmiş soğuk baklam ols..." düşünme baloncuğu içindeki cümlem daha bitmeden bi bakmışım ki soğanı kavuruyorum, baklaları ayıklayıp doğruyorum..görsen, fabrikasında çalışıyor gibi takır takır takır ayıklıyorum..ışık hızıyla, bi kilo kadar bakla,10 dk. içinde tenceredeydi.. yuuh !

başında bekliyorum, kavrulurken kokluyorum falan..

aman yarabbim, yarım saat oldu, bakla zaten zor pişer..düdüklüde de yapmıyorum ki,kavurayım manuel olarak :)

bekleyemedim !

pişmeye yüz tutmaya başlamışlardı..

önce küçük bir kaseye, üstüne yoğurt döküp ağzım burnum yanarak yedim..
sonra ikinci kase..
sonra üçüncü kase..

sonra direkt yogurt kabının içine boca ettim ama ocak daha yanıyo, daha pişiyolar yani..

nasıl mutluyum anlatamam ..

evlilikten önce ve sonra da dahil olmak üzere 30 yıllık hayatımda belki 3 kez yememişimdir yani, sevdiğim taptığım birşey olmaktan öte, aklıma bile gelmez; hatta gereksiz bulurdum..babamı zehirler hatta ,bakla!
adam senede 1, şifaladır diye yemeye kalkışırdı, gece kusma,yüksek ateş vs.. meğer bakla bazı insanlara dokunuyor, hatta ölümcül zehirlemelere yol açıyormuş..

demek ki neymiş, doğa gerçekten intikamını alıyormuş arkadaş !

sen 30 yıl yüzüme bakma, ben senin canını isteteyim de, daha pişmeden çiğ çiğ ye beni laynn; dedi bana sevgili bakla !

bakla..
bak- la !
noluyor bi bak la !


dipcik gibi bi not : dün zoğimgil ısrar ettiydi, yaz bunu dedi, anlat bilinçlenelim,dedi..
ben küçükken sarelle çeşmesine ağzımı dayamıştım.
hani hepimizin hayalidir ya.
benim diil yani ..ovvv !
annemgillerin arkadaşıydı, izin vermişti adam..
hadi ben çocuk ve malım..ya sen be adam ??
tey allaam..böyle işte..baklama dayanıp sonuna kadar okuduysanız ,artık elinizde babalar gibi bi kozum var :))


28 Mayıs 2012 Pazartesi

tumturaklı akdeniz ev hanımı memelisi

zoiğylen de onu konuşuyoduk messenger'da..

o şimdi " fellah köftesi " yapmaya gitti ,ben de bi koşu zebze doğradım ( z ile evet, zebze) geldim..

hemen yazmalıyım,dedim; bu hamaratlığı bir post haline getirmemek kendim ve sizler için büyük bir kayıp olucaktı keza..

iki parmak köpüklü türk kahvemi yudumlarken şuan ,size bu içim ferah ferah satırları yazarken inanın mutluyum!

dün geceki " pazar gecesi" yazımdan sonra bugun uyandığımda hala o " akdeniz memelisi " insanı içimde yaşıyor, adeta her saat başı yeşeriyordu.

sebze doğrama isteğiyle yanıp kavruluyordum.
maharetli bir ev hanımı gibi evi silip süpürüp, banyoya çok su sıçratmamaya uğraşarak sağlam bir hamamcı teyze sefası sürdüm.( evet duş kabinimiz yok,perdemiz var ve duş kabini çekilişi olursa blogu buna adıycam )

geçen, oraya buraya tıkadığım milyonlarca abuk subuk eşyaların arasında teeyyy çeyizime alınan hamam setini buldum.içinde en çok sevdiğim iki şey vardı :

1- obez bir kirpiye benzeyen , iki tavşan yemiş kadar iri kirpi dikenleri olan selülit masaj aleti
2- önü pamuklu arkası kabak lifli, upuzun, el tutma yerleri olan sırt ovalama şeysi.

elime geçirdiğim her fırsatta olduğu gibi, bunların da cılkını çıkararak , kolum bacağım yüzüm böğrüm kıpkırmızı olup derilerim haşlanana kadar kaynar su ve bu muhteşem hamam aletleriyle kendimi paraladım.evet paraladm. zira bu eşsiz deneyime " yıkanmak" kelimesi çok masum kalıyor.
saçıma başıma ise herzamanki gibi ,sürmediğim bir çiçek yağı kaldı.
ki yağlıdır, besler ; diye vazelin sürmüşlüğüm bile var bu çilekeş kafama..

sonra, kıpkırmızı, yer yer su toplamış bedenim ve yımışamış uysal ruhum ile o buhar içindeki banyodan ayılmadan bir şekilde bornozlarıma sarınıp kremlerimi eteğime topladım..
bastım kremi, bastım losyonu..

acılarım bir nebze olsun azalırken, aklıma her akşamüstü olduğu gibi o can alıcı soru takıldı :

" akşama ne yiycez ?"

dün de yazdığım gibi evde bakla, ıspanak türevi, kış sonu, yaz başı zebzeleri pişmiş ve soğutulmuş olarak mevcutken, henüz kahvaltı bile etmediğimi hatırladım ve işte o an içimde yaşayan " akdeniz memelisi" tekrar hortladı.

daha çay içip afyonumu bile patlatmamışken lakin saat akşamüstü olmuşken koca bir tabak baklayı resmen sömürerek yedim..

ne oluyor bana böyle bilemiyorum.

semiz otu, ıspanak, pırasa, bakla için yatıya gidesim var fena halde..
yumuşak cildim ve sersem kafam ile baklamı sömürürken, eğer akşama da zebze yemeği yedirirsem, bu adam beni kapıya koyar diyerekten ona farklı bir yemek bulmaya çalıştım.

o sırada da zoğiylen yemektir,hayattır, cüneyt arkın'In kıçında oklar olduğu halde yine de meralarda düşmanlarıyla savaşması anılarıdır konuşurken, sevgili kelebeğim " fellah köftesini" yapmaya gitti ben de kabaran sebze doğrama isteğimle buzdolabında ne kadar yeşil şey varsa ha babam yıkayıp ayıklayıp doğrayıp, patetes haşladım; salata için..

30 yaş sendromlarından da konuştuk zaman zaman zoğimle lakin ona söylemeyi unuttuğum şeylerden biri de, 30 yaşında olduğumu , artık sadece evi bal dök yala yapınca değil, ıspanakları 5 su yıkayıp bıçakla değil elle doğrayıp tazeyken pişirince anladığımdı..

annem ve diğer yaşı büyük kadınlar için gizlice iki dakikalık saygı duruşunda bulunmuşluğum çoktur; ıspanak yıkama konusunda..

ben mi ne yapıyordum, Emingil köyden ıspanakları yıkayıp durulayıp getiriyordu ve ben hala böğüre böğüre 1 su yıkayacağım diye söylenip krize giriyordum ; öylesi zor bir iş idi , ateşli ve genç bir hatun için ıspanak yıkamak..

lakin ben olmuşum hacı !

bikaç gündür aşkla zebze yıkıyor, doğruyor ve yiyorum..

en son ctesi gecesi akşam 22 suları oturduğumuz ,kuzen ve eski bir dostla felekten çaldığımız gece, sabah ezanıyla son bulup, evlere dağılma vakti geldiğinden beridir zebze doğruyorum billahi !

işte bugunlerde postlarımda böyle atarsız, gidersiz, sırf cilt bakım malzemeleri, salata tarifleri, içimde kabaran akdeniz memelisi bir hamarat,bir yeşil sever olarak; börülceler, enginarlar hayal etmemden sebep, bu blog çılgın günlere bi süre kapalıdır :))



not : görsel, yazı ile 180 derece ters olup, burda da dengesiz bir ikizler kadını can bulduğunun belgesidir..
sanmayın ki fotoğraflamadım doğradığım yıkadığım zebzeleri..lakin şu semizotları bi pişsin, sonra yüklerim artık..



pazar gecesi rutinleri : haftanın son rötuşları // ajanda..


bikaç yıl öncesine kadar, uzun yıllar çalışmış olmanın verdiği " pazar gecesi bakımları"ndan mütevellid, aktif olarak bir çalışma hayatımın olmadığı zamanlarda bile pazar geceleri, " haftanın son rötuşları" için doğal seçilen bir gece benim için..

bir nevi ,haftanın kirini pasını atmak akıtmak, yeni haftaya daha taze bir başlangıç yapmak isteği doğar ,pazar akşam saatlerinde..
liste ve madde bağımlısı bir obsesif olarak da,artık her yıl düzenli tuttuğum "kişisel gelişim ve plan program" ajandama aldığım notlar uzar pazar geceleri..

ütü programımdan tutun, cilt bakımıma, izlediğim ve izleyeceğim filmlerden tutun, alışveriş listelerime kadar herşeyi bu sevimli ajandaya not alıyorum sürekli..güne damgasını vuran olay-lar, o gün sevdiğim bir söz, öğrendiğim bir şey, iki satır duygu..

ajandalar küçük boy olunca daha ihtiraslı hale geliyor, tutmak.. çünkü ne günlük gibi uzun yazılabiliyor ne de hergün yazmaktan sıkılıyor insan..
önce ajandamdan bahsetmek istiyorum..
kardeşim biriciğim Numnum, Beykent üni.de okuyor ve artık ajandalarımızı her yıl o alıyor, sömestr başlangıçlarında..seneye son ajandalarımızı alacak; mezuniyet onu bekler..
ve sonraki senelerde de inşaallah, ben artık ikimize de şööyle kaliteli, iyi birer ajanda ve kalem alıp, yıla bir tık güzel nefes ile başlamayı düşünüyorum..
dünkü paslı, kasvetli ve " tam da ikizler burcu kadını" olan yazımdan sonra bu akşam ,ne hoş, gayet hanım hanımcık bir üsluba sahibim :)
ne diyordum..hah, evet, ikimizin de bir örnek ajandası ve dostumuzun hediyeleri cicili bebekli kalemlerimiz ile bir hatıra fotoğrafı çekmişim, ne mutlu !
ajandalarımız aynı, kalemlerden yeşilli olan, "çimen kız"  Numnum'un,diğeri " bulut çocuk" da benim..
bunlar çok tatlı birer süprizdi bizim için..
ayrıca aynı ajandayı tutuyor olmak da çok sevimli hale geliyor..zaman zaman birbirimizden habersiz, rastgele seçilen sayfalara notlar yazıyoruz kardeşimle.. o gün gelip notu açıp okuduğumuzda eğer o güne özel bir " ara beni" mesajı ya da umut dolu bir satır var ise, ayrıca mutlu oluyoruz..
kardeşimi özlediğimi de burada saçıp dökmüş oldum böylece ://

bu pazar gecesinin bakımlarını sıralayacak olursam :
- manikür + tırnak bakım yağı ile masaj+ bol bol neutrogena el kremi ile pamuk eller+  tekrar tırnak uzatma başlangıcı
- pedikür + bol krem + pamuklu çorap ikilisi
- kaş-bıyık operasyonu
- bioderma h2o ile uzun uzun temizlenen bir cilt ve elmalı isveç yüz serumu ile bol bol nemlendirilen cilt
- diş fırçaladıktan sonra dudak fırçalama
- evi derleyip toparlama 
-kahvaltılık ,2şer günlük porsiyonlar için, peynirli milföy böreği pişirme ( evde bir rutin oldu artık; ben yemiyorum merak etmeyin :)
- köyden gelen taze otları ayıklayıp yıkayıp pişirme ( bir tencere taze bakla / bir tencere ıspanak / bir kap taze soğan ve taze sarımsak / koca bir kap taze marul ve kıvırcık )
- nevresim değiştirme ve odaları havalandırma
- koca bir kupa yeşil çay ve hemen üstüne kocaman bir bardak ılık su..




haftaya hazıırım sanırım..
sizler, program ajandaları tutar mısınız ve pazar geceleri neler yaparsınız ?
herkese güzel bir hafta olsun..

not. Kenan Doğulu " bal gibi " fena müptela etti beni..




26 Mayıs 2012 Cumartesi

kahverengi cumartesi..

kahverengiye neden bok attım şimdi hiç bilmem !
ne çok severim aslında, asil, kral, at figürü çağrıştıran, sütlü ya da bitter ton kahverengiyi..

yaşlı rengi sanıp, yaş almaya başladıkça vazgeçilmez bulduğum , arada adına bir tutam yavşama katıp ,
kahpe olmayan tek renk kahverengi,dediğim..

bu lanet cumartesiye neden kahverengi dediğim konusunda,dediğim gibi bi açıklamam yok ve sanırım yazı aktıkça olmayacak da.. ( bir tek sefer daha dediğim gibi demeyeceğim)

kahverengi rengini  ( zincirleme isim takmalasına ramak kaldı ) ve ( dal sarkar kartal kalkar) övecek halde bile ne çok hissiyatım varmış meğersem !

böyle sıkıntılı,böyle zıt, böyle ters bi cumartesi yaşamamıştım !
sebep : hiçlik.
yokluğun da sahibi olan Allah'a sığınıyor ve kimseye böylesine boş ve kahverengi cumartesiler emzirmemesini diliyorum doğa ananın!

uykusuz bir ( her) gece + sabah 6.30 a koca kişisi için kurulan telefon alarmı + 11 gibi pes edip uykusuz ama uykulu ,ne mahmur ne de mahmure bir uyanış..

afrikan mango yutarkenki öğürme hissi + toğum şimdi ben nasıl kahvaltı yapıcam ,diye hem hapı yutmama hem de iştahla kahvaltı edemememe olan kendisel sinirleniş ve serzenişlerim eşliğinde kahvaltı masasına somak durma kerkinişlerim !

demli çaydan ilk yudum + önceki geceden kalan iki paket, farklı pastanenin farklı tadlarına sahip ekler'lerden ( lerlerlerden ) yuvarlayışım..

+ bi paket sigara + bi demlik çay + okumaktan kırmızı gülün alı var göz rengim..

+ duş çıkışı kafaya sarılan sultan kıvırtması havlunun ,şu saat itibariyle hala saçta olması , kalıbını yayması..

+ kahverengi asil renkti, başka başlık bulana kadar da beş posta post yazarım kafası..

( o diilde kalk bi saçını başını tara, bornozları topla balkondan.. lilözünü çıkar at artık..)

parantez içi açıklamaları :



1- lizözüm yok. kelimeyi sevdiğim ve hürmet duyduğum için kullandım.
2- çok "neyin kafası" yazısı olmuş.yayından kaldırmam olası.
3- bekarlık sultanlıktır !

25 Mayıs 2012 Cuma

bitenler # 13



1- she roll- on : sürekli kullanıyorum..şuan nivea'nınkini bitirmek üzereyim..she'yi yedekliyorum zaten, nivea bitsin, she'ye devam..


2- avon rare pearls : sürekli kullanıyorum..bana en çok yakıştırılan ve illa ki yedeğimin olduğu şişe..


3- mendix parabensiz ıslak mendil : bu ara sık sık bitirdiğim paket..

4- clinomyn : bitenlerde en sık görülen diş macunum..


5- signal white now : clinomyn ile yarışıyor,son kutumu kullanıyorum..


6- ponza  taşı : kirli görünüme bakmayın, yeşil rengin boyası akıp alttaki doğal taş rengi çıkınca atıyorum; mütemadiyen 2 ayda 1 yeniliyorum..şuan mavi rengi aldım,kullanıyorum..

çok vasat,tatsız,heyecansız bir bitenler postu idi..bir sonrakinde umarım daha çok ürün bitirmiş olurum..hala allık bitirme tezi için savaştayım ve naparsam yapayım naslaa naslaaa naslaa bitmiyor nalan !







18 Mayıs 2012 Cuma

yummy!



geçtiğimiz birkaç hafta içinde kocaman iki hediye pakedi kazanmak suretiyle musmutlu oluverdim !

ilki, kozmoda adlı firmanın sponsorluğunda, çok sevdiğim blogger dostlarından fıstık deepbeauty  vasıtasıyla kazandığım kozmetik pakediydi..


DEEPBEAUTY 'NİN HEDİYESİ



ikincisi ise, uzun süredir severek takip ettiğim, pakedimi taa Almanya'lardan bana yollayacak olan passionistaa 'nın hediyesiydi..

PASSİONİSTA'NIN HEDİYESİ..
hem tarihe not, hem bu iki değerli blogger arkadaşıma buradan da teşekkür etmek amacıyla ,fotoları paylaşmak istedim sizlerle..

kullandıkça ara ara yorumlarım ürünleri..



                                   kozmoda/sevgili Özge'den gelen pakedin içeriği / benim çekimim..








                                                         herkese bol şans, herkese güzel haftasonları !


16 Mayıs 2012 Çarşamba

psikoz bi kahve molası // yenile tuşu..

mola ama neye mola ?
kendimi dinlemeye, dinlendirmeye bi kahve molası..
çünkü, bariz farkla anladım ki, kendimi dinlendirmek isterken bile daha çok delirtiyorum ?!?!

susmayan ev ve cep telefonları, car car çalan kapı , facebook ve diğer bikaç sanal mecrada dolup taşan bildirimler, mailler..gerekliler yüzde 10 ,gereksizler yüzde 90..

hergün süpürülen,tozu alınan,hergün 2 makina çamaşır yıkanan,asılan-kurutulan-toplanan-katlanan-ütülenen ve annemin deyişiyle " tozda bereket kalmış kızım,ben 50 senedir başa çıkamadım ,sen mi başa çıkacaksın" cümlesinin can bulduğu " heyy senin derdin ne dostum,canın cehenneme" bi ev :)

artık " gerektiği gibi olmamasından" mütevellid katılmadığım bi takım toplantılar..

cart cart kart çektiğim internet siteleri ve marketler..

onların sorunlu,benimse sorumlu olduğum lakin benim onlarda da zorunlu sorunlarımın olduğu tüm insanlar..

herşeye "x" süre ara !

defresip,bibolar,anksiyetik,obsesif kısacası " psikoz" bi ikizler çarpı ikizler olduğum içüüüün, bu " x" süre, 10 dakika da olabilir 10 yıl da ...bilemem..paşa gönlüm nasıl isterse...

eh , maddesiz post olur mu ?

- 4 gün uyumadan geçen oldukça hasta,bunalımlı, sürrealist süreçten ..bittabi bedenim de oldukça hastalandı ve kafa bölgemle ilgili, ( bu kafa neyin kafası, ben de bilmiyorum ) gerek boynum, gerek beyin sapı bölgelerimde yer yer yumrular ve kulak memesi kıvamında şişlikler meydane geldi..doktora beş kez randevu alıp iptal etmem neticesinde, annane usulü, kızgın ütüyü bastım oyalı boncuklu tülbentin üstüne, vurdum muscofleksi,vurdum fastgeli,vurdum feldeni,termoflexi..sardım boynumu,sardım kafamı kızgın kızgın..gözlerim dahil, hareket ettirdiğim her yüz organımla beynimi deşen bu boyun ağrısı bana günlerce çorba ve türevi sulu besinler tükettirince, eh, ortaya da böyle sulu bi uslup çıktı tabiiğğ :)

- sağlığım için yeni ilaçlarıma başladım, iki gün oldu ve daha iyiceyim,şükür..

- askerim Taşkınım, yarın tezkereye geliyor; kardeşim Nunum, asker kutlamaları için bugunden geliyor..iki kardeş yanyana ,ortadaki çatlak abla rolünü oynamak için sabırsızlanıyorum !geri sayım başladı, geriğğğ :)

- uzun zamandır yapmadığım birşeyi yaparak, ilk göz ağrım Tahatoş ve 1 yaşına yeni girmiş ,abisinden kaçarken yürümeyi öğrenen ( evet, hahahaahaa) kardeşi Emirtoşu ziyarete gittim..1 numara ile 1000den fazla fotomuz varken ;
"kaka yaptı" ," civciv sevdi", " su içti", " gak dedi guk dedi".. anılarımız çarşaf çarşaf belgeliyken, 2 numara ile doğum ve bikaç aylıkken çekilen başkaca fotomuz yok ve bu çılgın beybi ilerde sormaz mı adama,
" la ağbimlen yedi-içti-sıçtı fotonuz dünya kadar,benlen niye yok,yoksa beni sevmiyonuz mu"
derse naparım ??

- SebaMed 'den bikaç kutu sıkılaştırcı yüz kremi ve bikaç kutu hassas ciltler içün bebe sabunu alınca, abartısız 20 kutu küçük boy ürün yolladılar..neden bikaç kutu sıkılaştırıcı krem sorusuna cevaben : anneler günü: annem için.. kendi cildime: yatırım için ;toplamda 5 kutu aldım, 5 kutu da bebe sabununu stok ettim..fotolu motolu bi post yaparım daha sonra..

- afircan mango'ya dadandım bu ara..maurers devri benim bünyemde bitti zira artık bana etki etmiyor..mangoya yeni başladım, kapsülün içi bildiğin bitki tozu dolu, tam güven sağlamasa da bu bitkisel karışım; yine de ek bir hizmete ihtiyacım var yine :S
gelişmeleri yazarım..

- hergün 80 gram çikolata yiyorum..
( oha' lara feedback yapmiiciim :)

- bim'İn ,kendi adıyla müstesna ürünleri olan bueno çikolataları, mozaik keki, badem şekeri drajelerinin bağımlısı olduk..evde hergün 1 er kilo tüketmesek acımızdan ölüyoruz ! ( african mango içiyorum dedim ya yav :))

- küp küp doğranan patates,patlıcan,biber,soğan,domates,sarmısak kavrulup, içine bi küp kesme şeker, bi tutam tuz ve biraz kaynar su eklenince harika bir bahar türlüsü oluyor..bu ara en sevdiceğim bu ! yanına bi de koyu koyu cacık..soo..good..))
ay, sakın biberleri küp küp doğramaya kalkmayın.. biberlerden kareler kes, birbirine yapıştır, küp şekli elde et derken beş saat sürüyo :)

şimdilik bu kadar..



ilk yorum kimden gelicek ben biliyorum ve o yorumu yazan kızçeyi ,,çok aylavyu kuran çarpsın :)


8 Mayıs 2012 Salı

bitenler # 12


1- mendix ıslak mendil : paraben içermemesi ile sevindiren bi mendil.. ıslak mendillerin bendeki kullanım amaçlarını kısaca yazayım : makyaj malzemesi silmek; akan ruj,tozuyan far, kalemtraş kenarı silmek..pc klavyesi silmek..yere birşey döküldüğünde kullanmak ve belki o an elimin altındaysa ellerimi silmek..
bunun dışında ıslak mendil kullanmadığım için ayda 1 paket ya bitiyor,ya bitmiyor..

2- little black dress spray : avon'Un kokularında artık emin olduğum bir özellik var, aslında avon ile sınırlamak yetersiz : kokular eskidikçe aromaları yoğunlaşıyor; belki de içindeki alkol ya da su miktarı uçuyor..hatta, ben bikaç yıldır yeni parfüm aldığımda ve johnson baby floral kolonyamı her yenilediğimde bikaç gece kapaklarını açık bırakıyorum..kokuları daha belirginleşiyor..
öylesine alınmış bu spray de oda kokusu olarak foş foş perdeye koltuğa sıkıldı ve bitti..

3- cosmed göz çevresi jeli : bikaç yıl önce,cosmed'i daha hiçbir blogda görmemiş duymamışken,cosmopolitan dergisi ile bir tester yollamışlardı yamulmuyorsam..sonra kişisel bakım ürünlerinden oluşan büyükçe bir tester pakedi yolladılar..en az iki yıl olmuştur; çoğu orda burda sürüklenip duruyor..eşe dosta verdim, açıp birer kez kullandım..yorum yapamayacağım,sanıırm benim cildime uygun değil pek, cosmed ürünleri..

4- vichy aqualia thermal jel : bu kaçıncı tester bilmiyorum lakin çok severek sürüyorum, gerçek boyunu alacağım sanırım..





5- caudalie eye and lip cream : bu minnak boy bile 10 gün bol bulamaç yetti göz çevreme..öyle sevdim ki, ambalajı kesip içinde kalanları da kulak pamuğuyla sıyırıp sıyırıp bi 5 gün daha sürdüm..bu aralar, 10-15 er günlük devam eden periyodlar ile iyi markaların göz krem / jellerini deneme imkanım oldu..en iyisi bu sanırım benim için..

6- caudalie premier cream : enfes ! tek kelimeyle enfes !
10 gün kadar kullandım bunu da..kokusu muhteşem, sürdükten birkaç dakika sonra ve ertesi gün bile hala devam eden " ipek" hissi ,bu ürüne para bayılmaya değer..yapmam gerekense, nuxe serum ile bu krem arasında karar vermek..

böyleyken böyle işte..6 kalem ürüne upuzun yorum yazmak da güzel dimi :))
ahh, bi de bi sorum olucak :)

siz, ıslak mendilleri ne amaçla kullanıyorsunuz sevgili blogdaşlarım ?

4 Mayıs 2012 Cuma

dengesiz denge / mümkansız




biliyorum, ilk kez bu tip postlar yazıyorum..
biten ürünler, kozmetik hede hödöler, genel günlük postlar vs dışında, tam da başlık bulamadığım ama aslında en çok yazmak istediklerim ara ara bu postlar olucak..


belki çok karmaşık bi hayatım var ,sade görünen..
belki çok zengin bir spesyalitem var; her türlü karmaşayı içeren..

mesela geceleri nerdeyse hiç uyumadığımı biliyo musunuz senelerdir?
kendimi, geceleri aslında ölüyken yaşıyor sandığımı..
ya da yaşıyorken ölmeye çalıştığımı..

herkes uyurken civardaki tüm ışıkları ezbere bildiğimi..
kimin namaza kalktığını sabahları,
kimin namaza değil nazara gelip hastaca yattığını..

hangi köpeğin hangi ağaç dibinde yattığını..
yıldızların konumlarını, ayın evrelerini, düşen yükselen voltajı, rüzgarda karşıki marketin panosunun çıkardığı sesi bulabilmek için kaç gece üç buçuk attığımı..

sabah çiy düşmeye başlarken bazen ,o soğuk dokulu ama sıcak kokulu nem ile yüzümü sıvazladığımı..
gün doğumunun,o yüzünü herkese göstermeyen tılsımlı evrelerini..

sütle pişirip bir kahveyi, beş sigarayı üstüste tellemenin entellektüel görünen ama dantel kadar etmeyen taşikardiyatrik inceliğini..

kimin hangi saatte çişe kalktığını, kimin bronşit olduğunu ya da öksürüğün tınısına ve tekrarına bakarak, sigaradan mı yoksa nemden mi olduğunu anlayabildiğimi.. işin tuhaf tarafı, bunların hiçbirini bile isteye değil tamamen sese olan korkusal duyarlılığım hasbiyle ezberlediğimi..

ahh bi de, ben yatarken kalkıp herkesin işe gittiğini ve kiminin arkasından sövüp kiminin arkasından dua ettiğimi..

bi eksik olan kulaklarımda, sevişme sesleri..
kimse sevişmiyor bizim apartmanda.
sevişilse, mümkünü yok duyardım..

bunca yakınken ben herkese, bunca biliyorken herşeylerini..
asla görmek istemiyorum kimseyi..
ve onlar hiç tanımıyorlar beni..
akşam kızgındı biliyorum üstteki-alttaki, uyuyamadı ya da hastaydı halbuki, bi tabak tatlı çıkarsam elime yapışmaz ama nefret ettiğim herkes gibiler bu
" yalnızlık emiciler"..
bugün elime yapışmayan yarın ota boka kapıma yapıştıkça kaçar olmuşum ben kendi asil ve mağrur yalnızlığıma..

en uçlarda kırılırken beyin kıvrımlarım, yapabileceklerime bikaç adım uzaktan bakıp selamlarken onları, sadece vernel kokusu ve saç maskesiyle kendimi tatmin ettiğimi..

yere düşen her toz zerresi ya da kırıntı, su damlası ya da saç teli..10 senedir beni "cinnete ramak kala" adlı nemfomanyak zaman birimine götürürken, aslında bunların hiçbirinin umrumda olmadığını ama bunları yapmayı kesersem,bu kapıdan,bu mahalleden,bu şehirden; bilinmez; belki bu ülkeden bile gidebilitem olduğunu..
sırf büyümemek için küçülmeye mahkum olduğumu..
büyürsem, başkaca küçüklerin vicdanını taşıyamayacak kadar büyük bir intihara saplanıp kalabileceğimi..

"sen" kelimesini kullanırken biçok kez benden bahsettiğimi..

bi çocuk yapacak "insanlığa" ne zaman erişebileceğimi hiç bilmediğimi..

yaşım rakamsal olarak arttıkça edebimin doğru orantılı şekilde ( tabii ki bi obeseyon için gayet orantılı) azaldığını..

sözün özü :
(sözün özü deyince de, hep bitki özlü hedehödüler geliyor aklıma :)


zoitsa : sen o ölmesin diye gitmiyorsun ama o sen gitme diye öl diyor..
nilmoon : bu,beni ya ünlü bi yazar yapar ya da mezar taşıma " erkenden öldü" yazar..


                                            ***************

bunun dışında ;
hergün yastıklarımı havalandırmaya devam ediyorum.
güneşte bişi bekletmediğim gün kötü hissediyorum.

sabaha doğru yat- 11 olmadan uyan- çayı koy- sigara yak-duşa gir- tüm obsesyonlarıyla adım adım ,biri şaştı mı kriz geçirdiğim banyo ritüellerimle bir saat vakit geçir-sigara yak- kahvaltı et ( mutlaka kızarmış ekmek) pc aç- çarsaf değiştir-yazışacaklarınla yazış- zoimgille ve annem dahil en çok 3-4 kafa ile kafa kafaya verip,dünün ve ya günün kritiği- bi paket sigara iç- kalk bi toz al bi süpürge aç ya da bi vileda çek sağlam!-  kılıfları makinaya atıp diğer günlük renklilerle hemen yıka amman sakın bekletme dolsun diye - acıktım ne yiycem diye iki saat kıvran - bu açlıkla gelen rutin başağrısını bertaraf etmek için ağrı kesici al- balkona iki kova su at- çamaşırları ser- yaz çiz konuş- akşam yemeği derdine düş- yemek akşamdan kaldıysa ektra sevin- ve saat akşam 20.00....................

bide maharetsiz olduğum sanılmasın diye dip not :
soslu sulu makarnalar, kuru domates ve taze sarmısaktan salatalar, kızarmış köy ekmeğine erimiş peynir emdirmeler, kemalpaşalar, kavurmalar yapıyorum..
annem bikaç gün yok, babamı besleme görevini üstlenmek istiyorum..kimse benim kadar takmıyor yemek meselesini..


bi ben mi bu kadar yalnızım da, ( seçilmiş yalnızlığına başkası sebep oluyormuş gibi bok atma efekti )
kimse yalnız kalmasın istiyorum ?

                                 

* yayınlaya niye basmıyon olum ? ! :)

2 Mayıs 2012 Çarşamba

bi temizlik..


* başlık bulana kadar geçen sürede onlarca yazı yazabileceğimi farkettim..

* bahar temizliğine giriştim.. bu kez, temizlik yaparken kendimi de temiz,huzurlu hissetmenin verdiği nefs'sel yalancı tadın dışına çıkmaya çalıştım..

camları silip aciliyeti olan perdeleri yıkamak, dolap silmek, fayans ovmak, heryerin tozunu alıp herşeyi süpürmenin dışına çıktım bu sefer..

 " bunu da yaptığıma göre yaşlanıyosun kızım !"
dediğim onlarca iç-ses cümlesinin top10 listesinde yer alan 1 numarası oldu : evde kumaş olan ne varsa güneşlendirmek..

* yorgan, yatak koruyucu alez, yastıklar, günlük battaniyeler, kışlık montlar ceketler, bi takım örtüler, yıkanıp dolaba kaldırılmış temiz ama " oksijensiz" giysiler..

bir Türk ölçü birimi olan " kıç kadar" dan bile kıç kadar olan balkonu temizledim önce..
çamaşırlığı koydum ve günlerdir üstünü boş bırakmadım..

 her bir yastığı, eşyayı, kazağı, montu serip güneşe havalanmaya bırakırken, ilk kez " dışarıda uzun süre kalmaktan uçup giden yoğun vernel kokusuna" üzülmedim..herşey artık " güneş kokuyor"

 * herşey havalanadursun güneşte, hergün bi yerleri kurcaladım.. tomar tomar kağıt attım ; cep telefonumun kaybolan kalemi vesilesiyle baktığım köşe bucak kap-kacaklardan..son kullanma tarihi geçmiş onlarca kutu ilaç, oraya buraya tıkıştırdığım kart ekstreleri, notlar, gazete küpürleri,eski piller..

iyi ki kaybolmuş kalem, dedim.. ne çok şey gönderdim geri dönüşüm konteynırına..

bi kendimi atamadım kendimden..
telefonunki alınır, yarın çarşıya çıktığımda alıcam bi tane..

ya asıl kalemim ?
bunca yazdıklarım, kendime sakladıklarım ?

peki ya,
geri dönüşü olmayan yollar neden hep güneş kokuyor ?

* herşey havalanadursun güneşte; içerde odaları süpürdüm derin derin..epeydir çekmediğim koltukların altında bişiler buldum.. kendimce bi çocuk oyunu oynadım " gizli hazine" adını verdim bu oyuna..

iki şam fıstığı..
arkadaşımın o gün hediye getirip, aynı anda koltuk altının en ters köşesine düştüğü için o an denk gelip de almadan orda unuttuğum bir fiyonk yüzük.. ( evet, oha !!!! )
bi çakmak..
bi paket lastiği..
bi tansiyon hapı..


fıstıklar bozulmuştu, attım..
yüzüğü hemen parmağıma geçirdim,denedim..
çakmak full dolu, birisi düşürmüş ,bizim kullandığımız tip çakmak değil..

:)


* madem, dedim ; güneşte mikroplar ölürken, eşyalar havalanırken, oksijenle bütünleşirken,madem artık kokularının uçtuğuna üzülmüyorum..
öyleyse ben de kendi karanlık kuytularımdan, sözüm ona missslerr gibi lavanta kokan ama ama ama kapalı ambalajlarda duran " o gerçek nilay"ı güneşlendirmeliyim artık..

* içselleşmek.. sürekli içselleşmek.. derinleşmek..
kendi içine baktığında, o karanlık o dipsiz kuyuyu görmek değil..
kendi içine baktığında , kendi derinliğinden korkmak..

* tüm iş güç ortada dağınıkken ,doğuştan obsesif fıtratıma aykırı, ter toz içindeyken herşeyi bıraktım öylece..ne kadar hareketli müzik, ne kadar eğlenceli şarkı varsı açıp tek tek,kendimi o duvardan o duvara fırlatır gibi hareket ettim bir saat..dans mıydı, dövüş müydü, kendini hırpamak mıydı bilmiyorum lakin 2 gündür sızım sızım sızlayan tüm dikiş yerlerim bile umrumda değil..

" sık kullanılanlar" listeme ekledim bunu.. sık sık fırlatacaksın kendini duvarlara ,dans ederken..

* gardropları en son Nunum adamakıllı düzeltmişti..herşeyi elden geçirmişti tek tek..o düzeni çok da bozmadan , " alıcı gözle " inceledim herşeyimi..

aynı gömleğin her rengi..
aynı pantolonun her rengi..
aynı hırkanın her rengi..

Nunum da şaşırmıştı buna, ne gülmüştük ..

"kontrolör" yanımı buldum gardrobumda..
" temkinli,garantici" yanımı..

bunca israf, rahatla 5-6 kişinin 10 sene giyebileceği hertür kıyafet,abiyesi,sporu,çamaşırı,çorabı,markalısı,pazar malı..

giydiklerim, sahip olduklarımın sadece yüzde 5 i !...

kendimi buldum gardrobumda..

yaptıklarım, potansiyelimin sadece yüzde 5 i !..

hem sevindirdi hem üzdü beni bu bahar temizliği..

çünkü ilk kez, ev süpürüp bi yandan da bilinçaltımı kurcalarken, her terlediğimde duşa atmadım kendimi..
ilk kez her terlediğimde,
balkonda havalanan kumaş parçalarının yanında aldım soluğu..

balkonda, yakıcı, tatlı,sıcacık güneşte kuruttum ensemin terini..

keşke dedim her seferinde, en acısı..
bu güneşte kuruyup tazelenirken ben, her seferinde..
tıpkı her yağmurda ıslanmayı delice istediğim gibi..
yanımda olsaydı istediğim gibi,istediğim biri..